Kötülük sorunu; kapsamı insanla sınırlı kalmayan tanrısal bir inayetin dünyevi kötülükle olan uyumsuzluğunu da içermesiyle tarihsel olarak daima sorun olarak ele alınmış, Antik Çağda Milet Okulu’nda başlayan bilimsel düşüncede ana problemlerden olmuş, Ortaçağ’da Hristiyanlık pratiğinin en önemli savunu alanını oluşturmuş ve özgür irade, kader kavramlarını şekillendirmiştir.

   9.yy’la İslam’da ana ayrışmalarda doğayı nedensellik ve salt tanrısal irade ayrımıyla şekillendirirken hat kazanan Cebriyye ve Kaderiye ayrışmasında gündeme gelmiş ve uygarlığın ortak hafızasında belirleyici olmuştur.

    Tanrısal bağlamından uzakta ise dünya savaşları özelinde 2.Dünya Savaşı’nda Holocoust’la gündeme gelmiş ve Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı eseriyle otorite ve iktidar temsilcilerinden  ziyade toplumda sıradan olanda gözlenmiş ve toplumsal bir ruh hali olarak betimlenmiştir.

  Psikolojide ise Freud’un tanatosla kavramlaştırdığı ve insan doğasıyla ilişkilendirdiği yok etme arzusunun, topluma dönük halini temsil ederken, Luther’in Protestan reformu sonrası iktidar ve toplumsal uzlaşı için varkılınan ulus devletin devamında kapital ekonomi içinde yapılanması neoliberal politikalarla toplumsal ve otantik anlamlarından soyundurulan birey; arzusu ve bireyselliğiyle tanımlanmakta ve solipsistik bir kavrayışla ötekiyi görmezden gelip, kötülüğü sorunlaştırmamaktadır.

  Hafta dahilinde izleyeceğimiz filmler şunlardır; Funny Games, The Night Porter, Lord of The Flies, Judgement At Nuremberg, Come and See.

Baran Gülkaya